En İyi

Çernobil'e 1995'te yaptığım ilk gezide, yok edilen nükleer reaktörün radyoaktif kalıntılarını inceleyerek yaşamlarını tehlikeye atan bazı fizikçilerle tanışmıştım. O dönemde Çernobil'deki koşullar oldukça korkutucuydu. Patlamanın ardından boşaltılan kasaba, korkusuz araştırmacılar için bir üs haline gelmişti. Aralık ayında bir akşam masa başında birlikte oturduğum uzmanlar radyoaktif enkazın içinde karşılaştıkları en ürkütücü olayları karşılıklı anlatıyorlardı. Birdenbire ışıklar söndü. Müdür yardımcısı Vladimir Şçerbin bana dönerek, "Telaşa gerek yok" dedi. Ukrayna'da yaşanan enerji sıkıntısı nedeniyle, kasabaya verilen elektrik her gün tam 16.00'da kesiliyordu. Vladimir birkaç mum yaktı ve birkaç saat daha çene çaldık.

On yıl sonra, eski dostlarımla yeniden buluştum. Bu kez Vladimir'in ofisinde ikimiz yalnızdık. Öğle vaktiydi; dolabından biraz peynir, salam, ekmek ve bir şişe konyak çıkardı. Birkaç kez kadeh tokuşturduktan sonra, Vladimir "Bugün günlerden ne?" diye sordu. 26 Nisan'dı. Yani, dünyanın en feci nükleer kazasın üzerinden tam 19 yıl geçmişti. Vladimir’in gözleri doldu. Ayağa kalktı ve kadehini yukarıya kaldırarak, "Kaybettiğimiz dostların şerefine" dedi. Mum ışığı altında öykülerini dinlediğim ve arada geçen sürede yaşamını yitiren uzmanları kastediyordu. Yüreğim burkuldu. Ama Vladimir'in bunu benimle paylaşmasını her zaman sevgiyle hatırlayacağım.

En Kötü

Lahde, yani Çernobil'in dört numaralı reaktörünün yanmış kalıntılarını barındıran beton mezara girişte bana refakat eden kişi, nükleer santralde çalışan neşeli ve zeki danışma görevlisi Yuliya Marusıç'tı. Havayı radyoaktif tozla dolduracak veya çürük duvarları aşağıya devirip bizi bu korkunç yerde kapana kıstıracak bir deprem gibi kâbus senaryolarını akıldan geçirmek işten bile değildi.

Bir aksilik yaşamadan çıktık ve giyinme odasında tüm vücudu tarayan radyasyon sayaçlarının üstüne çıktık. Ellerimi tamponların üstüne koydum ve temiz olduğumu gösteren yeşil ışığın yanmasına değin birkaç saniye bekledim. Yuliya da aynı işlemi yaparken, makinedeki kırmızı ışık yanıp sönmeye başladı. Neşeli havası bir anda sönen kadıncağızın beti benzi soldu. Aşağı inip bir daha çıktı ve makine yine öttü. "Olacak şey değil!" dedi Yuliya. Bir arınma duşu almaya gitti ve 20 dakika kadar sonra tekrar döndü. "Bu durum ilk kez başıma geliyor" dedi. Gerçi duş işe yaramıştı, ama bu olay ona ve bana, Çernobil'de çalışmanın tehlikelerini bir kez daha hatırlattı.

En Tuhaf

Bir gün Ukrayna sınırının ötesinde Belarus'ta, Çernobil'in birkaç kilometre uzağında bulunan bir araştırma bölgesine doğru yola çıkan Rus ve Ukraynalı uzmanlara katıldım. Sınırdaki Ukrayna gümrüğünü geçtikten sonra, Belarus gümrük muhafızlarının pasaportlarımızı kontrol etmesini beklerken, temiz hava almak için arabadan çıktık. Tam o sırada önümüzdeki arabanın Minnesota plakası taşıdığını fark ettim. Uzak yoldan geldiklerini düşündüğüm sırada, böyle bir yerde ABD plakası görmenin tuhaflığı geldi aklıma bir anda. Fotoğraf makinemi çıkarıp deklanşöre bastım. Derken, öfkeli bir muhafız alev saçan bir yüzle bana doğru koştu. "Ver makineni bana!" diye bağırdı Rusça. "Burada fotoğraf çekmek yasak." Makinemi bırakmaya niyetim yoktu; onun yerine hafıza kartını vermeyi önerdim. Muhafız razı oldu. Yüzümü arabaya doğru çevirerek, gömlek cebimden boş bir hafıza kartı çıkardım. Muhafıza dönünce, makine kapağını açarmış gibi yaptım ve boş kartı ona uzattım. İkimiz de tatmin olmuştuk. Bu arada Minnesota plakalı araba çekip gitti. Sürücüsüne burada ne işi olduğunu sormaya fırsatım olmadı tabii