İnsanlığın gelişmesi ihtiyaçlardan doğmuştur; Fransızlar ‘fonksiyon organı yaratır’ derler. Hızlı gitmek istersen atı ehlileştirirsin, daha hızlı için otomobil yaratırsın; daha da hızlı istersen uçak.  ‘Endüstri’ -Industry- 1500’lerde kullanılmağa başlanmış bir sözcük. Batı dünyası ‘din ticaretini’ önleyerek reform yaptı; hemen sonra Rönesans yani ‘yeniden doğuş’ geldi ve adı konarak ‘Endüstri devrimi’ başladı.
Tuhaf olanı ise; bütün bu ‘gelişmenin’ hemen İstanbul’un Fethi sonrası (1453) başlamasıdır; Bizans imparatorluğunun önemli din ve bilim adamları Konstantiniye’den Floransa’ya kaçmışlar ve dönemin en önemli ‘bilim’ şehri olan Constantinapolis’in ‘düşüncelerini’ Avrupa’ya taşımışlardır.
Yani batının ‘batı’ olmasındaki amillerden biri; eski İstanbullular oldu!.
Esprili bir ifade ile ‘batı tipi’ düşünce, fetih ile Avrupa’ya kaçtı! 15’inci asırdan bu yana ‘batı tarzı’ düşünce ile ‘proaktif olma’ (İleriye yöneliklik, önlem alma) endüstri ile gelişmiş ve proaktif davranış yaşamın her dalında uygulanır olmuştur.
Her ne kadar Osmanlı, Roma İmparatorluğunun devamı sayılırsa da; Sünni İslam’daki ‘fatalist’ düşünce ve bunun getirdiği ‘kader, kısmet’ anlayışı ve bunlara bağlı hurafeler, endüstri’yi geliştirmemiş zaman içinde üstünlük ‘Batı’ya’ geçmiştir.
Atatürk, dinin ‘kişisel’ bir inanç olduğunu anlatmaya çalışmış, başarılıda olmuştur. Halkını ‘Hayattaki en hakiki yol gösterici ilimdir!’ diyerek müspet ilime; fen’e davet etmiştir.  
O’nu kaybettikten bu yana geçen asır içinde; -500 yıl geç dahi olsa- başlattığı ‘endüstri devrimini’ devam ettiremedik ve asıl Milli (!) eğitim’e batı düşüncesini sokamadık.
İşte; bu temel neden’den dolayı Türk Devleti, yaratıcı, önlemci, plancı, proaktiv bir kuruluş değildir. Önlem; yasaklar ile alınmaya çalışılır; Sel, Yangın, Deprem gibi felaketlerin ‘Allah’tan geldiğini’ ima ve empoze etmek Devlet’in işine gelmiştir. Bunlar olur; çünkü ‘Allah’a yasak konamaz!’ İstanbul’da yaşadığımız sel felaketinde ölenlere, bazıları ‘şehit oldu’ diyorlar. Yani, bir sakınca yok!, nasıl olsa hep ölmeyecekmiyiz?; Eee, daha iyi işte!; doğrudan Cennete!! Kimileri, Valiyi, eski (şimdi Başbakan) ve yeni Belediye başkanını, kimi İski genel müdürünü suçluyor; istifa etsin diyorlar!.
Şimdiki Çevre Bakanı eski İSKİ genel Müdürü; üstelik Profesör yani bilim adamı; dere islah çalışmalarında 500 ya da bin yilda bir(!) görülecek debiye göre hesap yapmanın mümkün olmadığını söylüyor!. Oysa, bahs edilen Ayamama deresi; 1995’de üstelik Çevre bakanı İSKİ genel müdürü iken taşarak sellere zararlara, ölümlere sebeb olmuştu. Başbakan, kriz teyet geçer demedi mi?
Bir başka Bakan, Çernobil sonrası TV’de çay içmiş, ‘radyasyon yok!’ diye bir yalan da o söylemişti.
Bu tip yalanlar ‘Vatandaş nasıl olsa anlamaz, hatırlamaz!’ diye atılan palavralar, gelmiş geçmiş tüm iktidarlarda vardı.
Hatta hemen hepimizde var!. Ülkede kararlar ‘bilimsel’ yani batı anlayışı ile verilsin diye 1960’da DPT (Devlet planlama teşkilatı) kuruldu. Bu teşkilat, Kocaeli ve Adapazarı civarı Deprem bölgesi olduğu için ‘endüstri kurulmaz!’ dedi. 1973’de -siyasetçi olmayan- başbakan Naim Talu dinlemedi!.
Ülkenin en güzel meyveliklerini, ipekliklerini otomobil fabrikası yaptık; 80 Klm. ötesi hala bozkır!
Rahmetli Anneannem, ‘Bulgur kazanından pirinç pilavı çıkmaz!’ derdi. Milleti yönetenler milletin içinden çıkıyor.
ITÜ deprem araştırmacısı Prof. Namık Çağatay’ın ‘Depremi önceden tespit etme sisteminin’ finansmanı için ‘büyüklerimiz’ ile görüşmüştüm; Anladım ki bütçede sadece deprem sonrası için para var!. Proaktif nasıl davranılır, önlem nasıl alınır ne bir yönetmelik ne de bir anlayış var!.
Koruyucu hekimlikten yararlananımız kaç kişi? Onun için kimse Sn.Erdoğan’a, Sn.Topbaş’a filan kızmasın! Sel dünyada da insan öldürür, her yeri basar, ama ana caddeyi, devlet binasını değil!
İtalya’da meteoroloji ‘sel olabilir’ dedi, Fiat fabrikasını boşaltılar! Belkide bu defa Floransa’dan İstanbul’a yönetici transfer etmeli? Futbol antrenörü gelmiyor mu!

Radikal