5 ocak 1993'te YÖK, tıp fakültelerine mektup yazarak Çernobil’in sağlık etkilerini bildirmelerini istedi. Üniversitelerden gelen sonuçlar şöyleydi:
 
Hacettepe Üniversitesi: “Ukrayna’da kazayı takip eden beş yıl içinde kanser vakalarında anlamlı bir artış olmamıştır. Türkiye’de Çernobil’e bağlı olarak Karadeniz bölgesinde çocukluk çağı kanserleri ya da herhangi bir genetik hastalıkta anlamlı bir artış yoktur. Gelecek 50 yıl için çocuklarımızı kötü beslenme ve enfeksiyon gibi radyasyondan daha önemli tehlikeler beklemektedir. Bunun yanında sigara içen bir annenin veya babanın kendilerine çocuklarına ve çevrelerine verebilecekleri zarar Çernobil sonucu oluşan riske göre kıyaslanamıyacak kadar yüksektir.”
 
Karadeniz Teknik Üniversitesi: "Doğu Karadeniz bölgesinde Çernobil reaktör kazasına bağlı olarak radyoaktiviteye maruz kalanlarda kanser veya doğumsal anomalilerdeki rakamsal artış sadece radyoaktiviteye bağlanamaz. Yetersiz hijyenik şartlar, yeni doğan çocuk ölümü sebepleri, yetersiz beslenme, trafik kargaşası, çevre kirliliği sorunları ile yakın akraba evlilikleri ve bölgenin jeo-lojik yapısı bölgeyi radyasyondan daha önemli tehlikelerle karşı karşıya getirmektedir. Ayrıca Doğu Karadeniz halkının bu konuda yeterli bilimsel çalışma sonuçları alınmadan paniğe sokulmasına sebep olacak durumların yaratılmamasına dikkat edilmesi gerekir.”
 
Trakya Üniversitesi: "Kaza günü ve takip eden günlerde yöre yaşayanlarında radyoaktif iyot ölçümleri yapıldı. Radyoaktivitede önemli bir artış olmadı. Toprakta süt ve benzer ürünlerde bir radyasyon artışı olmuştur. Çocuklarda ve yetişkinlerdeki hematolojik kanser vakalarında artış yoktur, tiroit kanserlerinde artış yoktur."
 
1994 tarihli ODTÜ raporu: "Radyoaktif madde oranı 1986'dan yüksek"

Çernobil felaketinden sekiz yıl sonra, 1994'te, ODTÜ Kimya Bölümü’nden İnci G. Gökmen, M. Akgöz ve A. Gökmen 'Türkiye’nin Karadeniz Kıyılarında Çernobil Radyoakivitesi' adlı bir rapor daha hazırladı. Rapor, TÜBİTAK ve ODTÜ araştırma fonu tarafından da desteklendi.

Raporda 1994’teki 1, 8 ve 9 numaralı istasyonlardaki sezyum aktivitesinin 1986’da TAEK tarafından yapılan ölçümden daha yüksek olduğu belirtiliyordu.