- Anasayfa
- Çernobil Makaleleri
- Çernobil'i düşündüğümde...
Çernobil'i düşündüğümde...
- By Uğur Baltacı
- Yayınlanmış 10/04/2008
- Çernobil Makaleleri
- Oylanmamış
...
Bir zamanlar reaktör binasının çatısı olan yerdeki molozun bir yanından
diğerine ellerinde nükleer yakıt parçaları, grafit ya da metal parçalar
taşıyarak koşuşturup “temizlemeye” çalışan, eski tip koruma giysileri
giyen “tasfiye görevlileri” görüyorum. Hayatlarını kurtarmak için
koşuyorlar. Çok uzun bir 90 saniye boyunca. Sonra diğer bir grup moloza
yollanıyor.
... Gazeteci Lyubov Kovalevskaya’yı nükleer işçilerinin şehri Pripiyat’ta bir tahliye otobüsüne binerken görüyorum. Ve yıllar sonra tiroit problemlerinin sonucu olarak incelen sesini duyuyorum.
... Yanan bir delik içine kum atan helikopterler görüyorum.
... Çernobil’in 90 km güneyinde, Kiev’de, göremediği, hissedemediği bir tehlikeden ölümüne korkarak radyasyondan kaçmak için Leningrad trenine binen 16 yaşındaki Katya’yı görüyorum. Asla Kiev’e geri dönmedi. Yıllar sonra bundan “çocukluğumun aniden bitişi” olarak bahsetmişti. Katya benim karımdır.
... 1 Mayıs gösterilerinde yürüyüş yaparken radyasyona maruz kalan “öncü” çocukların gülümseyen siyah beyaz fotoğraflarını görüyorum – patlamadan 5 gün sonra kimseye ne olduğu hakkında bir şey anlatılmamıştı.
... Kazadan 10 gün sonra Kiev şehir merkezinde Lenin Meydanından (şimdi Bağımsızlık Meydanı) başlayan “barış için bisiklet yarışı”nda sokak boyunca dizili binlerce izleyicinin siyah beyaz fotoğraflarını görüyorum.
... Çok uzun süren 18 günlük bir sessizliğin sonunda, televizyon ekranında Sovyet halkına ve uluslararası kamuoyuna Çernobil’de ne olduğunu anlatan Gorbaçov’u görüyorum.
... Su kamyonlarının sokakları yıkadığını, gaz maskeli askerleri görüyorum ve megafondan verilen emirleri, ağlama seslerini ve Geiger sayacı seslerini duyuyorum.
... Yüz binlerce insanın savaş mültecileri gibi evlerini ve geçmişlerini arkalarında bırakarak değerli eşyalarını bavullarında taşıyarak evlerini terk ettiklerini görüyorum.
... Kalabalık Sovyet tarzı hastaneleri görüyorum.
... 1996’da Greenpeace nükleer kampanya seyahatinde Çernobil’de karşılaştığım kadınları, reaktörden 15 km uzaktaki kuyudan çektikleri “içme” suyunu evlerine tahta kovalarla taşırken görüyorum.
... 1996’da Kiev Özgürlük Meydanı’ndaki yas törenindeki binlerce mumu görüyorum.
... 1995’te tanıştığım ve 2 yıl sonra kurumuyla temas kurduğumda ölmüş olan, Çernobil Kurbanları Birliği’nden Valery Krilkorov’un kırmızı yüzünü görüyorum ve alaycı kahkahasını duyuyorum.
... Kiev’de çocuk terapi merkezinde sağlık kontrolü kuyruğunda bekleyen, kocaman endişeli gözleriyle soluk görünen genç kızları ve erkekleri görüyorum.
... 1998’de “Lahit”ten 1 km uzakta tasfiye memurlarının “kızıl orman” dediği bölgede toprak örneği alırken Geiger sayacımın çalışmadığını fark ettiğimde korkan kendimi görüyorum.
... Lahit duvarına Greenpeace Rusya ve Greenpeace Ukrayna tarafından işlenen "Çernobil’i hatırla" yazısını görüyorum.
... Gazeteci Lyubov Kovalevskaya’yı nükleer işçilerinin şehri Pripiyat’ta bir tahliye otobüsüne binerken görüyorum. Ve yıllar sonra tiroit problemlerinin sonucu olarak incelen sesini duyuyorum.
... Yanan bir delik içine kum atan helikopterler görüyorum.
... Çernobil’in 90 km güneyinde, Kiev’de, göremediği, hissedemediği bir tehlikeden ölümüne korkarak radyasyondan kaçmak için Leningrad trenine binen 16 yaşındaki Katya’yı görüyorum. Asla Kiev’e geri dönmedi. Yıllar sonra bundan “çocukluğumun aniden bitişi” olarak bahsetmişti. Katya benim karımdır.
... 1 Mayıs gösterilerinde yürüyüş yaparken radyasyona maruz kalan “öncü” çocukların gülümseyen siyah beyaz fotoğraflarını görüyorum – patlamadan 5 gün sonra kimseye ne olduğu hakkında bir şey anlatılmamıştı.
... Kazadan 10 gün sonra Kiev şehir merkezinde Lenin Meydanından (şimdi Bağımsızlık Meydanı) başlayan “barış için bisiklet yarışı”nda sokak boyunca dizili binlerce izleyicinin siyah beyaz fotoğraflarını görüyorum.
... Çok uzun süren 18 günlük bir sessizliğin sonunda, televizyon ekranında Sovyet halkına ve uluslararası kamuoyuna Çernobil’de ne olduğunu anlatan Gorbaçov’u görüyorum.
... Su kamyonlarının sokakları yıkadığını, gaz maskeli askerleri görüyorum ve megafondan verilen emirleri, ağlama seslerini ve Geiger sayacı seslerini duyuyorum.
... Yüz binlerce insanın savaş mültecileri gibi evlerini ve geçmişlerini arkalarında bırakarak değerli eşyalarını bavullarında taşıyarak evlerini terk ettiklerini görüyorum.
... Kalabalık Sovyet tarzı hastaneleri görüyorum.
... 1996’da Greenpeace nükleer kampanya seyahatinde Çernobil’de karşılaştığım kadınları, reaktörden 15 km uzaktaki kuyudan çektikleri “içme” suyunu evlerine tahta kovalarla taşırken görüyorum.
... 1996’da Kiev Özgürlük Meydanı’ndaki yas törenindeki binlerce mumu görüyorum.
... 1995’te tanıştığım ve 2 yıl sonra kurumuyla temas kurduğumda ölmüş olan, Çernobil Kurbanları Birliği’nden Valery Krilkorov’un kırmızı yüzünü görüyorum ve alaycı kahkahasını duyuyorum.
... Kiev’de çocuk terapi merkezinde sağlık kontrolü kuyruğunda bekleyen, kocaman endişeli gözleriyle soluk görünen genç kızları ve erkekleri görüyorum.
... 1998’de “Lahit”ten 1 km uzakta tasfiye memurlarının “kızıl orman” dediği bölgede toprak örneği alırken Geiger sayacımın çalışmadığını fark ettiğimde korkan kendimi görüyorum.
... Lahit duvarına Greenpeace Rusya ve Greenpeace Ukrayna tarafından işlenen "Çernobil’i hatırla" yazısını görüyorum.




