
Bu tip santrallerde yaşanan tek kaza Çernobil değildir. Sadece Çernobil örneğini incelemeniz bile dosyayı kapatmanız için yeter şart olmalıdır. Ülkemiz gibi önemli deprem kuşağında yer alan Japonya‘daki dünyanın en büyük nükleer santrali Kashiwazaki Kariwa‘da Temmuz 2007‘de meydana gelen depremler sonucunda; yangın çıktı, nükleer sızıntı oluştu, radyoaktif radyasyona maruz kalan soğutma suyu denize karıştı. Mayıs 2008‘de Çin‘de deprem sonrası meydana gelebilecek nükleer sızıntı tehlikesi baş gösterdi. Depremden sonra, 15 radyoaktif maddenin teknisyenlerin hala giremediği yıkıntıların altında gömülü olduğu açıklandı.
Nükleer santrallerde sadece depremler nedeniyle tehdit ortaya çıkmıyor. Nükleer tesisler faaliyetleri süresince de tehlike saçıyorlar. Fransız nükleer güvenlik ajansı ASN, 7 Temmuz 2008 tarihinde Triscastin nükleer tesisinde, uranyum içeren 30 metreküplük bir sıvının yayıldığını doğruladı. Nehirler kirletildi, sudaki radyoaktivite düzeyi standartlardan bin kat daha fazlaya çıktı. Suyun kullanımı yasaklandı.
Bu son sızıntı da göstermiştir ki, nükleer santrallerin güvenli olduğu söylemi inandırıcı olmaktan uzaktır. Nükleer santrallerin yöre halkı başta olmak üzere tüm çevre için ne derecede ciddi riskler taşıdığı bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Diğer taraftan Türkiye kendi nükleer atıkları yanı sıra başka ülkelerin de atık deposu olma tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor. Dünyanın birçok ülkesinde ilk yatırım ve işletim maliyetleri çok yüksek, 35-40 yıllık ekonomik ömürleri boyunca sıkça arıza ve güvenlik sorunları yaşayan, atık sorunlarına çözüm bulunamayan bu pahalı enerji üretiminden vazgeçerken Türkiye‘de nükleer santral kurulamaz.