İĞNEADA’YA NÜKLEER SANTRAL YAPILACAKMIŞ

14 Temmuz 1980 gecesi TRT’de Uğur DÜNDAR’ın sunduğu “İŞTE CUMARTESİ” adlı programda duydu İğneada’yı  bir çok kişi. Demirköy ile İğneada arasındaki yolun Salt Köprüsü denilen noktasında   vitesi  boşa alınan araçların yokuş yukarı çıktıklarını görüntüleyen Dündar, fizik kurallarına aykırı bu olayı “Mıknatıslı Yol” diye sundu seyircilerine.

                O yıllar kardeşim Demirköy’de görevliydi. Daha önce bu yoldan bizde geçmiş ama fark etmemiştik. Sonraları birkaç kez biz de denedik bu ilginç olayı.
İğneada şimdi yine bütün ülkenin gündeminde. Yeni bir çılgınlık projesi,  nükleer santral olarak bu cennet köşesini yok etmek üzere  önümüze geliyor.
İğneada ormanlarındaki çam ağaçlarının bütün iğneleri batsın gözünüze..Konaklayan  ve yerleşik 258 kuş türü gagalasın beyinlerinizi..Amazon ve Kongo havzalarından sonra 670 çeşit bitkiye, 668 tür yabani hayvana yaşam alanı olan  dünyanın üçüncü büyük longoz ormanını yok etmenize izin vermeyeceğiz. Akkuyu ve Sinop’tan sonra İğneada’nın da doğa düşmanı , hoyrat eller tarafından yok edilmesine seyirci kalmayacağız.
İki yıl önce aynı bölgede yapılmak istenen termik santral, çevre köy ve ilçelerin büyük tepkileri  ve hukuk mücadelesiyle durdurulmuştu.  Oysa 13.11.2007 tarihli, 26699 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2007/12759 no.lu kararla bölge Milli Park ilan edilmiş, daha sonra 23 Eylül 2013 tarihinde bölgenin bir ekoturizm bölgesi olması için Kültür ve Turizm Bakanlığına başvurulmuştu. Bakanlıktan hala bir ses yok ama, geçici hükümetin geçici bakanı müjdeyi ! verdi. İğneada’ya nükleer santral yapılacakmış.
10 yıl önce bölgedeki  longoz ormanlarının ve biyolojik çeşitliliğin korunması için Orman Bakanlığı’na Dünya Bankası’nın 10 milyon dolar, AB’nin de 3 milyon euro hibe verdiği  biliniyorken yurdumun bu en güzel  yöresinin insanına, havasına, suyuna toprağına, kuşuna kurduna yönelen bu düşmanlığı  nasıl düşünebiliyorlar ?
Çok eskiden Zonguldak Kömür İşletmeleri’nin tekneleri gelir, ocaklarda kullanılacak ağaç direklerini iskeleden yüklerlerdi. Şimdi yok artık. Zaten 5-10 taneyi geçmeyen balıkçı tekneleri için de barınak yetiyordu. Meğer sessiz sedasız 5 yıl önce başlayan liman inşaatının yapılma gerekçesi buymuş. Demek yandaşlara rant yaratmak için şimdi de İğneada’yı seçmişler.
Ne çabuk unuttunuz Çernobil’i, Fukuşima’yı  ?  26 Nisan 1986’da Çernobil patladığı zaman Sovyetler olayı gizlemiş, dört gün sonra İsveç  havadaki radyasyon oranının yükseldiğini fark edince dünya haberdar olmuştu. Rüzgarın etkisiyle batıya yönelen radyasyon yüklü bulutlardan biri Karpat Dağlarına çarparak ülkemize dönmüş ve bütün Karadeniz kıyısını yalayarak ancak günler sonra Rize’nin Pazar İlçesinde fark edilmişti. Yetkililer bu korkunç olayı halktan gizlemeye çalışmış, hatta Bakan Cahit ARAL , çay içerek poz verdiği televizyonlarda olayın önemsiz olduğunu vurgulamıştı. Ama Trakya Bölgemizde yapılan uyarılarla kümes ve ahır hayvanlarının dışarı çıkması ve bunların ürünlerinin yenilmesi yasaklanmıştı. Karadeniz Bölgesi’nde ise halk olanlardan habersiz, neden hastalandığını bilmeden Ankara ve İstanbul’daki büyük hastanelere akın eder olmuştu. Önlem olarak bölgede üretilen çaylar imha ediliyor, tonlarcası toprağa gömülüyor, çok sonra Çaykur eski Genel Müdürü arkadaşımız  merhum Tuncay ERGÜVEN 40 bin ton çayı yaktık diyerek açıklama yapıyordu.
Ben bunları 18 Haziran 2015’te bazı yerel gazetelerde yayımlanan Akkuyu Nükleer Santralı ile ilgili BU MU MİLLİ PROJE  başlıklı yazımda anlatmaya çalıştım.
Evet ben bir nükleer karşıtıyım.  İkinci Dünya Savaşı’nda  ABD’li Pilot Albay Tibbet’in 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya attığı atom bombasından bu yana bu konuyu  araştırıyorum ve öğrendiklerimi paylaşıyorum.  Çünkü; Çernobil Çocuklarını gördüm. Genel Başkanı olduğum dönemde Zihinsel Özürlüler Federasyonu olarak Haziran 2004’te Bakan, Dekan, Prof. ve konunun uzmanlarıyla Artvin’de Özürlü Olmak ve Çernobil’in Etkileri konulu panelde sorunu masaya yatırdık. Çünkü bu panelden bir ay sonra Kazım KOYUNCU’yu neden yitirdiğimizi biliyordum.
Çünkü, 2006 yılı itibarıyla 31 ülkede 210 adet santralda 435 reaktör ünitesi bulunuyordu ve bu tarihe kadar 125 reaktör hizmet dışı edilmişti. Bir çok ülke nükleerden vazgeçiyor, hatta Almanya örneğinde olduğu gibi güneş tarlaları, rüzgar enerjisi vb. yöntemlere yöneliyordu.
Balıkların akan suyun tersine yüzerek  çağlayanları nasıl aştıklarını çoğunuz belgesellerde izlemişsinizdir. 20 yıl kadar önce benzer bir olayı ben İğneada’da gördüm. Deniz hafif dalgalıydı. Dalgayla kendini kumsala atan kefal balıkları arkadan gelen dalgalarla kum üzerinde ilerlemeye uğraşıyor ve longoz ormanlarından gelen suların kıyıya yakın oluşturduğu tatlı su gölüne ulaşmaya çalışıyordu. Kumsal üzerinde çırpınan, sonraki dalgayı bekleyen balıkların birkaçını ellerime aldım göle bıraktım. Ne muazzam bir manzaraydı, ne harika bir doğa olayıydı  bu gördüğüm. Bilenlere sordum. Meğer mevsimi geldiğinde beslenmek için göle gelen balıklar bir süre sonra tekrar aynı şekilde asıl yuvalarına dönüyorlarmış.
Sizlere bir önerim var; internetten bulabilirsiniz. 1854 yılında ABD Başkanı Franklin PIERCE, Duwarmish Kızılderililerinin reisi Seattle’den sahip oldukları toprakları istemişti. Koca Reisin bu talebe verdiği yanıtı okuyun. Başkana gönderdiği mektupta; “üzerinde yaşadığımız bu topraklar bizim değil ki, kuşlar, böcekler ve diğer hayvanlar, ağaçlar ve tüm bitkiler, dereler ve hava bu toprakların asıl sahibi..Hem bu topraklar bize dedelerimizden miras kalmadı, ONLARI ÇOCUKLARIMIZDAN ÖDÜNÇ ALDIK” diyerek bitiriyordu uzun mektubunu Koca Reis..
İğneada’nın  Koca Reisi, Sevgili Hayri, bu çılgınlığa sessiz kalmayacağını biliyorum. Seni yaklaşık kırk senedir tanıyorum. Siyasi tercihlerin farklı olsa da, 1977 den beri tam 25 yıl hemşehrilerin seni Belediye Başkanlığı’na layık gördü.  Bu çeyrek asırlık hizmet döneminde bütün Trakya halkı gibi sen, Cumhuriyet sevdandan, Atatürkçülüğünden, vatanseverliğinden  hiç ödün vermedin.

 

Yeğenimin düğünü nedeniyle geçtiğimiz Ağustos ayı sonunda üç gün yine İğneada’daydık. O güzel  ilçenin güzelliklerini bir kez daha yaşadık. 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda seni de evinde ziyaret ettik, bayramını kutladık. Haydi Koca Reis, şimdi eylem zamanı..Tüm dünyanın hayran olduğu bu ekosistem diyarı, bu cennetten köşenin mahvedilmesine izin verme, geç halkının önüne.. Bil ki; yanında ben de olacağım. 19 Ekim 2015