Nükleer Enerjinin Düşüşü

UFUK ELİF RODOPLU

Sabancı Üniversitesi, Uluslararası Çalışmalar

1970’lerde altın bir geleceğe sahip olduğuna inanılan nükleer enerji, hiç de beklenildiği gibi olmadığını kanıtladı. Özellikle Fukuşima faciasından sonra dünya çapında nükleer enerjiye olan ilgi giderek azalıyor. Nükleer enerjinin geçmişine bakıldığında üç önemli nükleer kaza görüyoruz. Bunlardan bir tanesi 1979’da Amerika’da gerçekleşen Three Mile Island nükleer santral kazasıdır. Fakat bu kazada insan hayatını tehdit edecek ciddi bir olay meydana gelmediği için nükleer enerjiyi sorgulamaktan çok, nükleere karşı olumlu bir hava oluşturuldu. İkinci büyük kaza ise 1986 Çernobil faciasıydı. Çernobil’in oluşturduğu hasar çok geniş çaplı oldu fakat facianın nedeni teknolojik eksiklikler ve insan hatasıydı ve kazanın faturasını Sovyetler Birliği’ne kesip, devam etmek kolay olan yoldu. Fakat 2011’de Japonya’da yaşanan Fukuşima faciası, nükleere karşı bakış açısını tamamen değiştirdi. Teknolojinin bu denli gelişmiş ve insan kaynaklı hatanın bu denli az olduğu bir ülkede böylesine büyük bir facianın meydana gelmesi tüm dünya ülkelerinde bir korku oluşturdu. Birçok uzmana göre Fukuşima faciası nükleer enerjide bir dönüm noktası oldu ve facianın dördüncü yılında Greenpeace’in hazırladığı rapora göre nükleer enerji sektörünün ekonomik ağırlığı ve önemi giderek azalıyor.

20 yıl öncesine bakıldığında, tüm dünyada kullanılan enerjinin %17’si nükleer santrallerden geliyorken, bugün bu oran %11’e gerilemiş durumda. Bunun en önemli nedenleri toplumdaki bilinçlenme ve ekonomik etkenlerdir.
Fukuşima sonrası güvenlik konusundaki yasal düzenlemeler iyice sıkılaştırıldı, hem nükleer santral kurmak hem de kurduktan sonra bunu devam ettirmek oldukça masraflı hale geldi. Öyle ki, artık nükleer santralin finansmanını üstlenen tek bir büyük ticari banka bile kalmadı. Ayrıca, bütün kredi derecelendirme kuruluşları da nükleer santrale yatırıma olumsuz not veriyor.

Avrupa’nın önemli enerji şirketlerinden biri olan Alman RWE şirketinden Thomas Birr’e göre yeni nükleer santral inşa etmek artık en iyi seçenek değil. Birr, yeni nükleer santrallerin masraf riskinin çok yüksek olduğunu, elektrik üretiminin çok pahalı olduğunu ve planlama ve inşaat sürelerinin çok uzun olduğunu belirtiyor ve 12 – 15 yıldan önce kara geçmenin mümkün olmadığını söylüyor. Bu nedenle de nükleere yatırım yapmak artık hiç de cazip bir yol değil.

Nükleerin masraflarının giderek artmasının yanında, başta yenilenebilir enerji olmak üzere diğer enerji kaynaklarının masraflarında düşüş yaşanıyor. Bu durum nükleerin terk edilmesine olumlu bir katkıda bulunuyor. Uzmanlara göre yenilenebilir enerji, nükleer enerjiye ciddi bir rakip olarak yükseliyor. Örneğin Avrupa ülkelerinin kendi ürettikleri enerjiye bakacak olursak, enerji üretiminde nükleer enerji %29’luk bir orana sahip ve bunu %24 ile başta rüzgâr ve güneş enerjisi olmak üzere yenilenebilir enerji takip ediyor. Bunun hemen arkasından %20 ile kömür türü konvansiyonel yakıtlar, %17 ile doğalgaz, %9 ile petrol geliyor.

Nükleerin kullanımına ülke bazında bakınca önemli değişimler görüyoruz. Japonya, Fukuşima sonrası tüm nükleer santrallerini kapattı, bunun yanında Almanya, Fransa, ABD ve Güney Kore gibi 16 ülkede nükleer kullanımında ciddi azalmalar meydana geldi ve birçok ülke nükleere geçişi iptal etti ya da erteledi.
Özellikle Almanya, Fukuşima sonrası, nükleer enerjiden vazgeçilmesi yönünde önemli adımlar attı. İşe 8 santrali kapatarak başlayan Merkel hükümeti, uzun vadede nükleerden tamamen kopmayı amaçlıyor. Ülkede oluşan enerji açığını kapatmak için de yeni rüzgâr, güneş ve biokütle santralleri kuruluyor.
Fransa’da da durum farklı değil. Cumhurbaşkanı Hollande, 2025 yılına kadar nükleer enerjinin payını %80’den %50’ye düşürmeyi planlıyor.

Nükleer konusunda asıl şaşırtan ülke Çin oldu. Çin’de devam etmekte olan 29 nükleer santral inşaatı olmasına rağmen, yenilenebilir enerjiye geçişin önemli ölçüde arttığı gözlemleniyor. Fukuşima’dan önce bile yenilenebilir enerjiye yapılan yatırım, nükleer enerjiden çok daha fazlayken şu anda Çin’de rüzgâr enerjisi başta olmak üzere, yenilenebilir enerji oldukça önemli bir yere sahip.

Uzmanlara göre 2030 yılına kadar dünyada üretilen enerjideki nükleer payı %11’den %5’e kadar gerileyecek ancak bütün ülkeler nükleer planlarından vazgeçmiyor. Örneğin, İngiltere, Çek Cumhuriyeti ve Polonya nükleer enerjiye olan yatırımlarına devam ediyor. Bunun önemli bir nedeni ise nükleere alternatif kaynak bulamamaları. Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye de, tüm tepkilere rağmen Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’ni inşa etmekte kararlı görünüyor.

Enerji ve nükleer politika analisti Mycle Schneider’a göre tam bir devrimin ortasındayız. Enerji kaynaklarına olan talepte ciddi bir değişim yaşanıyor. Örneğin birçok ülkede, tüketicinin güneş enerjisi ile kendi ürettiği elektrik, şebekeden gelen elektrikten çok daha ucuza mal oluyor. Gelecekte enerji piyasası günümüzdekiyle hiç de alakalı olmayacak gibi görünüyor.